Vitiligo (Ala Hastalığı)

Deride beyaz renk değişikliği ile seyreden bir hastalıktır. Deriye renk veren melanosit adlı hücrelerin zarar görmesi sonucu gelişir. Ülkemizdeki sıklığı %0,1-0,3 olarak bildirilmektedir. Genellikle 10-30 yaşlarında ortaya çıkar ancak her yaşta görülebilir. Bazen vitiligo güneş yanığı ile tetiklenebilir. Erkek, kadın ve tüm ırkları eşit oranda etkiler. Fakat koyu tenli kişilerde daha kolay fark edilir. Bulaşıcı değildir. Sıklıkla vitiligo pigmente nevüslerin yuvarlak (halo) formuna dönüşmesiyle başlar. Diğer birçok cilt bozukluğunda olduğu gibi hastalar, vitiligo başlangıcının öncesinde ciddi fiziksel ya da emosyonel stres bildirmektedir. Gelişimi birden fazla faktörle ilişkilidir. Genetik yatkınık önemlidir. Hastaların %30’unda, başka aile üyelerinde de aynı hastalığa rastlanmaktadır. Fakat sizde vitiligo olması çocuğunuzda da vitiligo olacağı anlamına gelmez. Hastalığın temelinde melanosit yıkımına yol açan mekanizmalar söz konusudur. Bağışıklık sisteminin bir hastalığıdır.
Vitiligolu bölgelerin kendiliğinden repigmente oluşu, daha çok genç hastaların erken lezyonlarında görülmektedir. Repigmentasyon olguların %15-25 kadarında kendiliğinden görülebilmektedir. Genç hastalarda lezyonların ilk dönemlerinde ve saçlı bölgelerde prognoz daha iyidir. Tedavi ile repigmentasyon kendiliğinden ortaya çıkabilir ve repigmentasyon, kıl foliküllerinden ya da çevresindeki normal ciltten, melanositlerin depigmente deriye yeniden toplanması ile sağlanır.
Otoimmun dediğimiz bağışıklık sistemi yanlış sinyalleri ile kendi hücrelerine zarar vermesi sonucu gelişir. Diğer otoimmun bozukluklar açısından hastalar araştırılmalıdır. Bu hastalıklar şunlardır:
-Tiroid hastalıkları
-Diabet
-Sedef hastalığı

Vitiligo dağılımına göre sınıflandırma:
1.Akrofasiyal vitiligo: Lezyonların dağılımı simetriktir. Bedenin uç (akral) kısımları ve
mukokütanöz bileşke yerleri, yani yüz, eller, ayak ve dudakları tutar.
2.Vitiligo vulgaris: Bedenin çeşitli kısımlarında rasgele dağılabilir.
3.Dermatomal vitiligo: Lezyonlar sıklıkla unilateraldir.
4.Yaygın vitiligo: Lezyonlar bedenin tümünde simetrik yada asimetrik olarak mevcut
olup, özellikle kemik çıkıntıları üzerinde belirgindir.
5.Halo nevüs / Sutton nevüsü: Oval yada dairesel biçimde, pigmente leke etrafında,
keskin bir şekilde sınırlandırılmış, hipo veya depigmente halo ile karakterizedir.

Tedavi:
Birçok tedavi seçeneği olmasına rağmen, vitiligonun tedavisi kişiye özel olmalıdır.
Çünkü bu alanda kullanılan ilaçların etkinliği pek tatmin edici değildir ve hastanın tedaviye
uzun süreli katılımını ve uyumunu gerektirir.
Kötü seyrin göstergesi olan etmenler; kronik lezyonlar, segmental yada lineer
dağılım, distal falankslar, avuç içleri ve ayak tabanları gibi kılsız bölgelerin tutulumu ve açık
ten rengine sahip olmaktır. Küçük vitiligo noktacıkları olan hastalar, tedaviye iyi yanıt verir.
Tedavi yaklaşımları şu şekildedir:
I-Repigmentasyon
1-PUVA tedavisi:
a-Topical psoralen + ultraviolet A (PUVA). Vücudun %20’sinden az oranda vitiligo lezyonları varsa uygulanır. Fototerapi seansına girmeden 30 dakika önce vitiligo bulunan alanlara psoralen sürülür. Uygulama sonrası kızarıklık veya fazla pigmentasyon olabilir. Bunlar zamanla normale döner. Fototerapi sonrası ciddi yanıktan korunmak için direk güneş ışığına çıkmamalısınız.
b-Oral psoralen + fotokemoterapi (oral PUVA). Vücudun %20’sinden fazlasında vitiligo lezyonları varsa uygulanır. Fototerapi uygulanmadan 2 saat önce ağızdan psoralen adlı ilaç alınır. Haftanın 2-3 günü uygulanır. Seanslar arasında en az 1 gün dinlenme olamlıdır. Eğer fototerapi cihazına ulaşamıyorsanız doğal güneş ışığından yararlanarak da bu tedaviyi uygulayabilirsiniz. Bu konuda doktorunuzdan bilgi almalısınız. Deri kanseri riskini azaltmak için bir ya da iki gün güneşe çıkmamalısınız. Katarakttan korunmak için UV korumalı güneş gözlüğü kullanmalısınız. 10 yaşndan önce oral psoralen tedavisi katarakt riskini artırabileceğinden dolayı önerilmemektedir.
Vitiligonun repigmentasyonunda, uzun dalga ultraviyole-A ışığı fototerapi (PUVA) yoğun olarak kullanılmaktadır. Psoralenin ağız yolundan verilişini takiben 1-2 saat içinde güneş ışığı yada ultraviyole-A (UVA) ışınları yayan bir kaynağa maruz kalınması, hastaların % 50-70’inde repigmentasyonu sağlayabilir. Tedavi yanıtının sağlanması için genellikle 20-25 seans gerekmektedir. Bir yılda yüzün üzerinde seans gerektiğinden,hastaların PUVA’nın zaman alıcı ve pahalı bir tedavi yöntemi olduğu konusunda bilgilendirilmesi gerekir. PUVA’ya en iyi yanıtı, kıllı bölgelerdeki erken lezyonlar verir.
Khellin, bir fotosensitizördür; UVA ile birlikte kullanıldığında fototoksik deri
eritemine yol açmaz ve dolayısıyla psoralenlerden daha üstündür ve evde tedavi yöntemi
olarak kullanılabilir. Fakat bu ilacın uzun dönem yan etkileri henüz bilinmemektedir.
Sistemik tedavi yöntemleri çeşitli sonuçlar doğurur. Sistemik fotokemoterapi, erken
yada lokalize olgularda yaklaşık % 70 kozmetik olarak tatmin edici repigmentasyon sağlar.
2-Dar bantlı UVB fototerapisi: PUVA tedavisine bir alternatif olarak kullanılmaktadır. Ultraviyoe ışınlarının belli bir dalga boyu tedavide kullanılır. Gene bu tedavide de fototerapi öncesi psoralen uygulanması gerekir. Bu ışınların kullanıldığı küçük çalışmalarda olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Fakat PUVA tedavisine üstünlüğü konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
3-Topikal tedavi yöntemleri: Genelde küçük vitiligo bölgeleri için önerilir. Yeni başlamış, küçükve az miktarda lezyonu olan hastalarda, potent topikal kortikosteroidlerin kullanımı yararlıdır.Hidrokortizon veya triamsinolon, günde 1 yada 2 defa uygulanabilir. Lezyonların içine steroidenjeksiyonunun da tedavi edici olduğu bildirilmiştir. Bununla birlikte, steroid tedavisininkendisi lokal atrofiye yol açtığı gibi, hipopigmentasyon artışıyla da ilişkili olduğundan,dikkatli olunmalıdır.
Sistemik glukokortikoid tedavinin depresyon yada hipomaniye neden
olabileceği iyi bilinmektedir. Özellikle geçmişte bipolar bozukluğu olan hastalarda,
kortikosteroid kullanırken çok dikkatli olmak gerekir.
4- Cerrahi tedavi: Otograft uygulaması, bilister gtaft uygulaması yapılabilir. Fakat bu yöntemlerle iz kalma şansı yüksektir. Vitiligo sınırlı bir alnda ve yama tarzında ise dövme-tattoe yapılabilir.
5-Deneysel tedaviler:
a-Otolog melanosit transplantı: Bu tedavide kişinin kendi derisinden alınan melanin hücreleri vitiligo alanlarına yerleştirilir. Halen deneysel ir yöntemdir.
b-Karabiber içinde bulunan piperin adlı madde ile ümit verici sonuçlar alınmıştır. Piperin karabibere acılığını veren maddedir. Farelerde yapılan çalışmalarda deride pigment oluşmasını uyarmıştır. UV ışınları ile birlikte kullanıldığında daha etkili olduğu görülmüştür.
 

II-Lezyonların kapatılması, boyanması: Bazı hastalarda yapılabilecek en iyi tedavi yöntemi, kozmetik açıdan kapatıcı maskelerin kullanımını ve koyulaştırma yöntemlerini içerir. Eski bir yöntem de, taze cevizin yeşil kabuğunun kesilip, lezyonlu yere uygulanarak, o bölgenin koyulaştırılmasıdır. Ancak bu uygulama çok fazla kuvvetle yapılırsa, uygulanan bölge tahriş olabilir, vezikülleşebilir. Pigmentasyonun düzenlenmesi amacıyla beta karotenler de kullanılmaktadır. Bunlar sarımtırak-portakal rengi renk değişikliğine yol açar ve güneş ışınlarından korunmayı sağlar.

III-Total depigmentasyon: Eğer cilt tutulumu çok fazlaysa diğer bir seçenek, hidrokinonun % 20’lik monobenzileteri kullanılarak, tüm vücudun pigmentten arındırılması yöntemidir.
Koyu ten renkli bireyler, bu tedavi sürecine alınmadan önce psikolojik değerlendirmeden
geçirilmelidir; çünkü depigmentasyon önemli emosyonel sonuçlar doğurabilir.

Güneş kremleri (sunscreens)kullanılması, depigmente derisi olan tüm hastalara,
güneş yanığı riskini azaltmak ya da yineleyici güneş hasarı riskini en aza indirmek açısından
önemlidir. Vitiligolu bölgenin bir şekilde güneşten korunması önemlidir.

Alternatif tedavi yöntemi olarak  ginko (40mg) 3x1 kullanıldığında küçük bir çalışma grubunda lezyonların yayılmasının durduğu gözlenmiş. Fakat bu bitkisel ürünün etkinliği konusunda henüz kontrollü ve geniş kapsamlı yapılmış çalıimalar bulunmamaktadır. Bu açıdan kullanmadan önce olası yan etkileri konusunda mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

Yorum Yaz

Yorum Yapabilmek İçin Lütfen Üye Girişi Yapınız.

Forum Köşemiz